Ne mutlu ‘Siyasette ben de varım, hoop n’apıyosunuz’ diyen herkese!

T24.com – Ocak 2014
Courrier International (France) – Mart 2014

Off!

Nasıl da helak oluyoruz aylardır internet başında.

“Paralel” sözcüğü devletle değil de aslında halkla linklenmeli bugünlerde, bu meselelerde. Aylardır hem gündelik yaşantımızı tıkır tıkır sürdürüyoruz hem de buna paralel olarak siyasetin göbeğinde at koşturuyoruz. Bu tabii ki gönüllü biçimde ilerleyen bir ikili yaşam, komik ve gergin.

Evet, sosyal medya dünya üzerindeki birçok muhalif olayda müthiş bir iletişim aracı oldu. Tıpkı Arap Baharı’nda, Breziyla’da veya Ukrayna’da olduğu gibi. Hele bizim Gezi’de daha da fazlası vuku buldu; apolitik denilen gençlik bir üst nesle sağlam bir aduket çekti öncelikle, sonracığıma milletçe polis fobimizden arındık, olası akciğer hastalıklarına rağmen gazımız hiç azalmadı. Ve tüm bunlar olurken evet, en mühim yardımcımız hep sosyal medya oldu, bilhassa da Twitter. Direnişin her aşamasında hayatımızı kurtaran, sahada avantaj sağlamamıza yardımcı olan bi’ ton data. Geceler boyu destan yazarı adaylarınca hırpalandıktan sonra yorgun argın monoton hayatımızın gündüz versiyonuna döndüğümüzde, moralimizi ve kudretimizi hep diri tutan espriler, monteler, videolar, siyasilerin absürd köhnelikleri… Daha neler neler… Normal şartlarda hiçbir şeyi pek de ciddiye almayan, hafifmeşrep bizim gibiler için yediğimiz iki gaz, 8-10 hakaret, ölüm riski filan ne ki, hepitopu bunlar mı kıracak kalbimizi? Tabii ki dalgamızı geçecektik, bizden bir de ciddi siyasi duruş filan beklemesin kimse. Siyaset elbette umurumuzda ama kendi tarzımızla.

Ayrıca bizim tüm siyasete bulanmışlığımız iki geyikten ibaret sanılmamalı. Gezi’de kitlesel olarak bu sosyal medya dayanışmasını ve kudretini yaşayarak idrak ettiğimiz için bunu devam ettirecek farklı mekanizmalar yaratabildik. Aylardır aralıksız saçmalayan Türkiye siyasetinin falsolarını an be an takip ediyoruz ve gereken tepkiyi, ihtiyaç duyulan muhalefeti kısa sürede örgütleyip köhne siyasetçilerin yanaklarına, orasına burasına sürpriz tokatlar olarak yapıştırıyoruz.

Metroda bir genç, güvenlik görevlileri tarafından dövülüyor mu, anında bir örgütlenme sosyal medyada ortaya çıkıveriyor ve kısa sürede bedenen de bir araya gelip itirazlarımızı haykırıyoruz. Başbakanın oğlu yolsuzlukla mı anılıyor, anında Akbil ücretlerimizi bu haksız zenginlerden talep ediyoruz. Ülkenin bakanları başarısız bir siyasi hamle olarak apar topar değiştiriliyor mu, anında sosyal medya başındakiler olarak yeni kabineyle ilgili bilgileri paylaşıyoruz ve yeni bakanları, geçmişlerini, şaibeli yanlarını didik didik ediyor, tüm secerelerini harıl harıl ifşa ediyoruz. Hele ki dalga geçilecek özellikleri varsa, bu malzemeleri anında kullanıp kıkır kıkır stresimizi de boşaltıyoruz. Ee, arada moral lazım.

Sanki önceden böyle bir tepkisellik yok muydu? Elbette vardır ancak şimdi sosyal medyanın gücü ve her an her yerdeliğiyle herhangi bir duruma gösterilen tepki daha kolay ortaya çıkıyor ve eskisinden çok daha fazla takipçi ve katılımcıya sahip oluyor.

Eskiden olsa ne para sayma makinelerini ne de ayakkabı kutularını konuşuyor olurduk. Eskiden olsa böylesi siyasi karmaşa ve buhran dönemlerini ‘ah ah vah vah’ diye geçiştiriyor olurduk. Bugünse kâh gündemin aralıksız absürdlüğüne kâh siyasilerin köhneliğine karşı, sosyal medyayı at koşturabileceğimiz bir alan olarak seçip aktif politikayı geyikle sulandırarak daha hızlı ve kolay hazmedebiliyoruz ve bu saçmalığa kendi tarzımızda bir saçmalıkla dahil olabiliyoruz.

Halkın önemli bir kesimi, günlük rutinlerinden kopmadan, multitasking bir biçimde siyasete karışıyor. Bugün artık siyasi süreçlerde söz hakkına sahip olmak ille de örgütlü bir politik tavır geliştirmeyi gerektirmiyor. Halk, sosyal medyadaki varoluşlarıyla siyasi sahnenin fikir taraflarından biri haline geldi! Kendimizi kendimize özgü bir yolla ifade etme fırsatını çok iyi değerlendirdik aslında, müjde! Sıradan insanlar olarak köhne siyaseti sosyal medyanın, bu cenk arenasının girişinde mizah ve acımasız bir muhalefetle karşılıyoruz!

Ayrıca bakanlar, gazeteciler, belediye başkanları filan da rasyonel hizmet alanlarının dışında, halkın tam ortasında temsil ve ifade fırsatı buluyor. Mesela bir gazeteci bavullar dolusu skandalla news feed’lerde cirit atıyor. Bir belediye başkanı bir gazeteciyle mention’lı mention’sız didişmekten bir türlü vazgeçemiyor. Bir savcı kendisini engelleyen güçlere laf sokuyor. Milletvekilleri, hatta bakanlar istifalarını ve gerekçelerini bürokratik işlemlerden önce Twitter üzerinden deklare ediyor. Farklı taraflar arasında imalar uçuşuyor, bir sonraki operasyonlar için spoiler’lar filan veriliyor hatta. Okyanus ötesinden gelen bir beddua, nur hızından da çabuk bir biçimde sosyal medyada yayılıyor. Böylesi çağdışı bir siyaset biçimini, olabilecek her biçimde deforme ediyor ve onu bir mizah malzemesi seviyesine getirerek simgesel anlamda ciddiyetini yok ediyoruz. Ortalık azıcık sıkıcılaşınca da bir valiyi, bir bakanı veya bir cumhurbaşkanını, üzerinden en çok geyik üretilen fenomenlere dönüştürüyoruz. Ee, arada moral lazım.

Dünya üzerinde şimdiye kadar karşılaşılan sosyal medya etkili toplumsal olaylardan farklı olarak mizahımız, merakımız ve ses çıkarma hevesimiz bizi siyasete fazlasıyla bulaştırdı. Ülkemizin oynak gündemi sağ olsun, hükümetin Gezi hazımsızlığı sağ olsun, dershane ve beddua savaşları sağ olsun, hem absürd hem de muhalif bir taraf olmayı başardık Türk siyaset sahnesinde. Bir güneş gibi doğduk!

Evet, acayip kötü bir dönemden geçiyoruz, hem siyasi hem toplumsal hem de ekonomik olarak. Muhtemelen ortalık bir tık daha sertleşip hareketlenecek. Zorluklar silsilesi kapımızda. Ama yine de geniş geniş bakacak olursak, aslında şikayet ettiğimiz bu köhne ve ahlaksız sisteme karşı haykırışımız yavaş da olsa karşılık buluyor ve etkinleşmeye başlıyor.

Siyasette ifade biçimlerimizi yeniden yapılandıran sosyal medya, siyasi temsil biçimlerimizin dönüştürülmesinde de etkinleşmeye başladı. Gezi Parkı’na yapılan 16 Haziran’daki büyük baskınla dağılmaya başladık, ama olaylar ve heyecanımız bu kadar sıcakken evlerimize dönemedik. Parklarda buluşmaya devam ederek, forumları sosyal medyada da yaşayan bir yapıya getirerek, gün içinde bile örgütlü kalmayı başardık. Gezi’nin etkisi uzun süre üzerimizde kaldı ve çözüm aradığımız için örgütlü çalışmaya devam ettik, muhalif bir taraf olarak. Belki devamı getirilemeyen naif bir çaba gibi görünüyor tüm bu forumlar ve yeni stil bir siyasi temsil denemesi. Ancak bunun, ileride daha da önem kazanacak yepyeni bir siyasi biçimin bir parçası olup olmayacağını da zaman gösterecek elbette. Tüm bu süreçte de siyasetin içinde sosyal medya tabanlı olarak varlığımızı sürdüreceğimiz dev bir gerçek. Biz siyaseti katlanılabilir derecede eğlenceli, kapsamlı, gerçek enformasyona dayalı bir hale getirmek için çabalıyoruz klavyelerimizin başında. Farkında olmadan da aslında sosyal medyanın siyasetteki gücünü dünya üzerinde böylesine derinden gösterebilen ilk ülke olma yönünde ilerliyoruz.

Dünyada böylesine bir siyasi sosyal medya kullanımı örneği olduğunu hiç sanmıyorum. Batı’daki birçok halk da neo-liberal sistemin hayatlarında açtığı derin yaralara karşı sokaklara dökülüyor. Ancak siyasi yapılarında bizimki gibi derin belirsizlikler ve aksaklıklar yok. Oradaki siyasi karakterler, ideal demokrasi anlayışına bizden daha yakın durarak kendilerine üzerinden yöneltilen tüm eleştiri ve mizah unsurlarını daha dikkatle değerlendiriyor, zaman zaman ciddiye alıp eleştirilen konuyu çözmeye çalışıyor, zaman zaman da yüzüne çakılan mizahi unsuru hoşgörüyle karşılıyor. Onların her günü, ‘son dakika’larla bezeli, aylardır durmak bilmeyen bir gündemle debelenerek geçmiyor. Onlar bu boka bu kadar aralıksız saplanmış değil. Bizse, sadece neo-liberal sisteme karşı, gençliklerimizi ve zamanımızı çalan bu sisteme karşı çıkmakla yetinmiyoruz; üstüne üstlük sosyal medyayı kullanarak tepemizdeki devletle hesaplaşıyoruz!

İnternetin böylesine bir siyasi kullanımı, postmodern sosyolojide sanırım ilk kez karşılaşılan ve literatüre geçecek müstesna bir örnek! Toplumsallaşmanın, temsil hakkının, kamusal ifade biçimlerinin evrimini interneti kullanarak gerçekleştiriyoruz. Yeni medya ve iletişim düzenine uygun bir demokrasiye doğru gitmeye çalışıyoruz. Bu anlamda toplumsal olarak belki de modern tarihte ilk kez Batıdan ileri bir noktaya geçmek üzereyiz, başarsak da başaramasak da.

Ne mutlu “siyasette ben de varım, hoop napıyosunuz” diyen herkese!

RELATED POST

“Sibernetik Denetim Toplumu”nda Kognitaryanın Akıbeti

Poedat Konferansı - Aralık 2018

NTV – Haber

Doğrulama El Kitabı Türkçe Yayında!

RGB TV – Kayda Değer

İnternet Güvenliği ve Kişisel Verilerin Korunması

Medyascope TV

Yeni Medya ve Sosyal Ağ Krizi