Sana, saatimi ayarlayacak kadar bile güvenmiyorum!

KargaMecmua – Haziran 2012

GÜVEN konusunun beyin fırtınasından çıkan başlıklara alt alta bakınca neredeyse her satırda aklıma tek bir kavram çakıldı: Dezenformasyon! Dezenformasyon! Dezenformasyon!

Vikipedi’ye sorarsan “yanlış veya doğruluğu bulunmayan, kasıtlı olarak yayılan bilgi anlamına gelen; hasmı rencide etmeyi, aşağılayıp küçük düşürmeyi amaçlayan ‘Karşı propaganda’ ile benzerlik taşıyan; sahte belge, el yazısı, fotomontaj ve montaj filmler ile fabrikasyon istihbarat ve dedikoduların duyurulması gibi yöntemleri bulunan” dezenformasyon şimdi böyle mi ya, evlerden ırak (kalamıyor maalesef, hatta tam da ortasında, evin her köşesinde, ofiste, caddede, her yerde!)

Yani bizimki gibi her duyduğunu, gördüğünü sorgusuz doğru kabul edebilen ve herhangi bir şeyden şüphelenecek kadar bile birikime sahip olmayı ölesiye reddeden bir toplumda, dezenformasyonun tarihi şıp diye yazılır, her günümüz, tüm tarihimiz zaten gani gani bununla dolu, anlayana…

Bizim topraklarda da bu en basit yöntem olan medya aracılığıyla yapılıyor. Zaten ülke meseleleri filan ne zaman konuşulsa muhakkak bundan bir dem vurulur, Anadolu’nun en ücra köşesinde bile “Kim bilir neler dönüyor, bizim haberimiz yok” noktasına kolayca varılır. Kimsecikler de aslında bu klişe yorumların daha derinleştirilmiş versiyonlarında dezenformasyon yattığını pek düşünmez.

Milyonlar yaşamlarının büyük kısmını TV başında geçiriyor, artık yavaştan internetle pabuçlar damlara atılmaya başlandı sanki. Odağı TV’de tutmak istiyorum ben yine de. Zira buralarda en yaygın ve en etkin dezenformasyon aracı halen aptal kutusu.

Haberler, hatta tamamen habere ayrılmış tematik kanallar, tartışma programları, diziler, kadın programları, doktor gibi uzman isimlere danışılan programlar, advertorial dediğimiz öğretici reklam kuşakları derken TV’nin kendi içindeki dezenformasyon araçları bile çeşit çeşit. Her yaş grubuna, her ilgi alanına, her eğitim düzeyine uygun bir manipülasyon menümüz mevcut. Hangi hedef kitleden olursak olalım genelde yüzeysel bilgiyle yetiniyoruz. Eskiden yaşamlarımızdan eksik olmayan “bilmem kimin yengesi şunu yemiş burasına çok iyi gelmiş, eltimin damadı bakanın şoförüymüş, darbe olmaz diyorlarmış” faslı geçeli çok olmasa da dezenformasyon propaganda aygıtlarından sıyrılıp, bu tip günlük iletişim araçlarının yerini alan internet, tv, değişik medya kullanımlarıyla farklı ve daha tehlikeli bir hal almaya başladı. Belki de ari bilginin sonunu getirmeye hazırlanıyor. Hani şu fahrinayt 451’deki mevzu; bilgi lüzumsuzdur, insanları mutsuz eder, noktasına geliyoruz galiba.

Herhangi bir duyuma ya hemen inanıyoruz ya da minik bir şüphe duyup güvenilmez kaynaklardan “check” edip kendimizi rahatlatıyoruz. Bu da normalman bir kısır döngüye evriliyor, ya bildiğimiz kadarıyla yetiniyoruz ya da detaysızlaştırılmış ve sürekli tekrar edilen bilgi başlıklarını referans alarak yanlış sağlamalar yapıyoruz.

Ama bir noktadan sonra bu kadarı da olamaz dedirtecek hal almaya başlıyor ve dezenformasyon kanıksandığı ölçüde güvensizlik, sonra da saygı düşüklüğü ve entropi başlıyor. Veyahut da daha da vahim olan vuku buluyor ve kadercilik had safhaya çıkıyor. “En iyisini allah bilir” noktasına gelemeyecek kadar rasyonelseniz tepkiniz bu defa ateizme yönelmek olabiliyor; malumunuz, bizimki gibi dini temelleri, modern anlayışta tamamen kullanışsız hale gelmiş paganik öğretilerden oluşan toplumlarda.

Dezenformasyon ve manipülasyonların içerikleri, niyetleri filan zaten gani gani ciltlik konular. Ama genele bakıldığında hakim güçlerin, kendi doğrularını ya da çoğunluğu kolayca yönetebilmelerini sağlayabilecekleri “sentetik doğrular”ı kitlelerce kabul edilebilir hale getirme çabaları. Kısacası “işlerine nasıl geliyorsa” Tabi dezenformasyon fikrinin karşısında kalmak ve kendini bunun dışında tutmaya çalışmak da “komplo teorileri” denen uçsuz bucaksız olasılıklar evrenine kapı aralamak anlamına da gelebiliyor. İllüminati’den tut, kuantum gerçeklik, sabetaycılık ve inanmazsın tasavvufa kadar bile gidiyor bu komploculuklar. Belki yeterli dozda farkındalık bile iş görebilecekken fazla bulandırmaya da gerek yok ortalığı; bazen en gerçek şey, en basit olandır. Biz lahana yediğimizi bilelim de, isterse o yine de gaz yapsın.

Hani elektrikler kesilince önce evdeki herkesten bir ‘aaa’ efekti çıkar, sonra da televizyonun insan ilişkilerini nasıl da bitirdiğinden dem vurulur ya, elektrik geri dönünce de herkes yine tv’nin, pedinin, telefonunun başına…

Hadi, okumayı bitirdiyseniz cümleten ekranlar fora!

RELATED POST

Türkiye’de referandum öncesi, Laibach’tan totaliter bir sahnenin önizlemesi: Liberation Day / Kurtuluş Günü

Propaganda her şeydir, ideoloji ise hiçbir şey...

Yeni Törkiye’nin selameti için Yeşilçam filmleri yasaklansın!

Her zaman karman çorman olan toplumumuzdan en naif, en hakiki, en sevgi dolu detayları alıp yücelten, bazen hayalperest bazen de…