Ve kader ağlarını yakıyordu…

KargaMecmua – Şubat 2017

“Bilgi güçtür. Ama tüm güçler gibi bu gücü de kendileri için saklamak isteyenler var.” Bunlar bilişimci-aktivist Aaron Swartz’ın ölmeden önceki son sözleri değil. Ancak onu bir “bilgi korsanı” olarak yaftalayan ve intihara götüren adaletsizliğin özeti. Swartz, Açık Erişim Manifestosu’nda “Yüzyıllarca dünyanın her yanında yayınlanmış bütün bilimsel ve kültürel mirasın giderek daha fazlası sayısallaştırılıyor ve bir avuç özel şirket tarafından kilit altına alınıyor.” diyerek, internetin küresel potansiyelinin, bu erken dönemlerinde insanoğlunun aleyhine kullanıldığını ifşa ediyor.

İnternet. Gezegendeki herkesin birbirine bağlanmasını sağlayan bu alternatif ağ, insanoğlunun yeryüzündeki binlerce yıllık yolculuğunda onu daima gelişime yöneltmiş ağ kurma alışkanlığının en yeni versiyonu.

Ağlar. Sosyal ağlar, teknik ağlar ve medya ağları… Bireysel, toplumsal ve küresel ağlar… İnternetin hayatımızın her anına girmesiyle 21.yüzyıla rahatlıkla Ağlar Çağı diyebiliriz. Mobil ve kablosuz teknoloji sayesinde çok yakın gelecekte küresel bir ağ toplumu, dünyadaki en uzak yerlere ve en derin deliklere doğru yayılacak gibi görünüyor. İnsanoğlu bu muazzam bağlantı gücü, özellikle son 200 yıldır biriktirdiği tüm bilimsel, kültürel ve toplumsal bilginin küresel olarak adil şekilde paylaşılması gereğini yeniden hatırlatıyor. Tıpkı ölmek üzere olan bir ağacın, kendisini hayatta tutan besinleri mantar ağlarını kullanarak daha genç türdeşlerine paylaştırması gibi… Ortalama bir insan ömrü gerçekten neyi değiştirmeye, dönüştürmeye yeter ki? Ancak var olan ağlar üzerinden bilgiyi edinmek, geliştirmek ve paylaşmak küresel bir değişimi sağlayabilir.

Ağların bu dönüştürme gücünden, daha internetin ortalıkta olmadığı yıllarda Fahrenayt 451 romanında bahsedilmişti. Büyük usta Ray Bradbury bu romanda, kitap okumanın ve hatta bir kitap bile bulundurmanın suç olduğu, itfaiyecilerin tek görevlerinin kitapları yakmak olduğu ve insanların düşünmek veya sorgulamak yerine ‘ekran’a itaat ettikleri karanlık bir dünya çizmişti. Ve tek bir insanın bile, potansiyel ağlarla dünyanın kaderini nasıl değiştirebileceğini göstermişti.

Romandaki dünyada kitap okumak (bilgiye erişmek) ve hayal kurmak (bilgiyi geliştirmek) son derece anlamsızdı. Baş karakter Montag kimsenin okumadığı, herkesin okuyanlardan tiksindiği ve hayal kurma ihtiyacının kalmadığı bu sistemde, kitaplara alev bulaştıran itfaiyecilerden biriydi. Sorgulamak ya da merak etmek onun türdeşlerinin evriminde çoktan silinmiş gibiydi. Her evin baş köşesindeki ‘ekran’ insanlara nasıl bireyler olmaları gerektiğini, hep daha çok para kazanmayı ve daha çok şey satın almayı öğütlüyordu durmadan. Bu dünyada herkes tatmin olduğunu sanıyordu. Onlara verilenler yeterli geliyordu.

Sonra Montag bir kitap okudu ve hayatı değişti, evet. İstifa etti, kitapları yakmayı bıraktı ve kitapların arasına katıldı. Herkesin bir kitabı ezberleyerek yok olmasını engelleyebildiği gizli bir grubun parçasıydı artık; bilginin kutsal taşıyıcılarından biri, ağaçların arasındaki besin alışverişini sağlayan mantar ağlarının bir parçası gibi… O artık Montag değildi, bir kitaptı. Şayet tek amaç hayalleri, yaratıcı bilgiyi ve ilham dolu satırları yaymaksa, isimler ve soyisimler önemsizdi.

Peki bu hikayenin devamı nasıl gelirdi? Muhtemelen hikayedeki totaliter sistem eninde sonunda çökerdi. Kitapları ezberleyen ve fikirlerin ölmesini engelleyen canlı kitaplar da dünyanın dört bir yanına yayılır, merakın ve hayal gücünün etkisini yeniden canlandırırdı. Oldukları kitabı herkese okuyarak, yeniden basılmalarını ve yayılmalarını sağlarlardı. Böylece yeryüzünün o güne dek gördüğü en dokunaklı ve anlamlı bilgi yayılım ağlarını kurmuş olurlardı. Başka nasıl yayılabilir ki bilgiler yeniden tüm gezegene?

Neil Gaiman Fahrenayt 451’in bize anlattıklarını “Biz insanların nasıl kitap yakmakla başlayıp, insan yakmakla bitirdiğimizle ilgiliydi.” diyerek özetliyor. Bilginin kitaplardan çıkıp dijitalleştiği bu yeni çağda ise internet üzerinden bilgiyi paylaşmayı veya kendini geliştirmeyi hedeflemek yerine; tüketim çılgınlığını, sanal prestiji, siber zorbalığı veya dezenformasyonu yayıyoruz. Küresel önem taşıyan bilgi ise tekelleştiriliyor, para karşılığı sadece belirli bir zümrenin kullanımına sunuluyor. Geriye kalan kitleler ise cehaletle yakılıyor. İnsanları bireyselliğe ve kişisel duyguların yoğunluğuna hapsederek ama illa da bilgisiz kılarak mutlu etme üzerine tehlikeli bir sistem, hepimizin mobil ekranlarında yükseliyor.

Ünlü isimler, fenomenler, içerikler, etiketler, beğeniler ve algoritmalar küresel internet ağlarında milyarlarca insanın zamanından çalıyor, bir yandan da tüketim en tehlikeli alışkanlık olarak, insanoğluna ait maddi/manevi ne varsa yok ediyor. Faydalı olabilecek bilgi ve içerikler, isimlerin ya da markaların telif hakları sayesinde tekelleştiriliyor. Swartz’ın manifestosunda altını sık sık çizdiği gibi, bilimsel veya kültürel bilgi bir mülk olarak görülüyor, dijital ortamda alınıp satılıyor. Kişisel/kurumsal çıkar, kibir ve hüsumetler, değerli bilgilerin yayılmasını engelliyor. Bazı isimler ya da markalar ortak bir fayda için yan yana gelmekten çekiniyor ya da dahası kendi aralarında çatışıyor. İsimlerin bu denli ön planda olması, yeni nesil iletişim ağlarında fanatizm de yaratıyor ve karşıt tarafta değerli bilgiye saygısızlık hissi uyandırıyor. Sonuç olarak kaybeden bilgi oluyor ve küresel etkileşim fırsatı kaçıyor. Fahrenayt 451’de Montag “Kitabı ben ezberledim, neden beni kaynak göstermedin?” gibi bir çıkış yapmazdı sanırım.

Kabul edelim, insanoğlunun kaderini değiştirebilecek böylesi bir ağ teknolojisini, daha ilk günden kötüye kullanmaya başladık. Ancak dijital ağların interaktif yapısı, bugün hiç de adil olmayan bu güç dengelerini, insanoğlunun ve bilginin lehine değiştirebilir. Çünkü internetin doğasının ne olacağına eninde sonunda kullanıcılar karar verecektir. Bugüne kadar gelen bilgi mirası da biz insanoğluna öğretmiştir ki, kolektif faydaları yücelten ütopyalar yaygınlaşmadıkça, kolektif çöküşleri öngören distopyalar ayyuka çıkmaya devam edecektir.

İllüstrasyon:
Joe Pernaciaro, Fahrenheit 451, Ballantine Books,1953

RELATED POST

“Sibernetik Denetim Toplumu”nda Kognitaryanın Akıbeti

Poedat Konferansı - Aralık 2018

NTV – Haber

Doğrulama El Kitabı Türkçe Yayında!

RGB TV – Kayda Değer

İnternet Güvenliği ve Kişisel Verilerin Korunması

Medyascope TV

Yeni Medya ve Sosyal Ağ Krizi